Sanıyorum hızından ve görece güvenilirliğinden kaynaklanıyor olsa gerek; önemli bir kısmımızın haber alma tercihini klasik medya dışında kaynaklardan yana kullandığı yeni bir dönemdeyiz.
Ben, henüz yeni yaşanan sel felaketinde, Basın Ekspres yolunun dereye dönüştüğünü, merkezleri İstanbul’da bulunan ulusal kanallardan önce, otomobilinde mahsur kalan bir vatandaştan, Twitter yoluyla öğrendim. Bandırma’nın göle dönüştüğünü ise yerel kanallardan bile önce, altıncı kattaki evinde mahsur kalan bir gencin telefon kamerasından Facebook aracılığıyla gördüm.
Bu yeni haber alma biçimi, medya tekelinin büyük ölçüde kırıldığı anlamına geliyor. Dolayısıyla bu durum, pazarlama iletişimi faaliyetlerinde klasik mecraları hala ana mecra olarak kullananların bir kez daha düşünmesi gerekliliğini doğuruyor. Fakat bu dolaylı sonuç, ayrı bir yazının konusu. Bu yazıda değinmek istediğim başka bir konu var.
devamını oku…
Tags: 17 Ağustos Depremi, Alternatif Mecra, Emerson, FaceBook, FriendFeed, Haber Alma, İletişim Araçları, İtibar, İtibar Yönetimi, Klasik Mecra, Marka, Marka Yönetimi, Medya, Medya Tekeli, Medyum, Müge Cerman, Pazarlama Bütçesi, Pazarlama İletişimi, Ralph Waldo Emerson, Sel Felaketi, Sosyal Sorumluluk, Tüketici, Twitter, Yeni Mecra

Temel Aksoy
Temel Aksoy‘un (Synovate Turkey, CEO & Araştırmacılar Derneği, Yönetim Kurulu Başkanı), blogunda yeralan “Markalar Zamanın Ruhunu Yansıtır” başlıklı yazısını okuduktan sonra üzerine düşünme fırsatım oldu.
Kendisi yazısında “Tüketimin temel ihtiyaç ve fonksiyonel faydadan koparak, öznel bir hal alması onu rasyonellikten uzaklaştırır.” demiş. Bu noktada Levent Erden (Euro RSCG 4D Turkey, CEO & IAB Türkiye, Yönetim Kurulu Başkanı) de aynı görüşü savunur fakat pazarlamanın önde gelen iki isminin tüketim kararına yaklaşımları işte tam da bu noktadan sonra birbirinden ayrılır.
Aksoy, yazısına “Tüketim, insanın toplum içindeki kimliğini inşa ederken kullandığı bir araçtır” diye devam ederek tüketim kararlarını yalnızca tüketicinin çevresinde yaratacağı imaj algısı faktörüne bağlamış.

Levent Erden
Ancak Erden kadınların iç çamaşırına neden çok para verdiklerini tam olarak şu cümlelerle açıklar: “Kadınlar iç çamaşırlarını başka kadınlara gösteremezler, erkeklere göstermek için olsa, bir erkek zaten oraya kadar geldikten sonra iç çamaşırıyla ilgilenmez. Sonuçta kadınlar onca parayı yalnızca kendilerini tatmin etmek için verirler.”
Yani benim anladığım Temel Aksoy “Çevre tarafından algılanılmak istenen imaj planlanarak tüketim kararları verildiğini” savunurken Levent Erden “Tüketicinin kendini nasıl hissetmek istediğini gözeterek tüketim kararı aldığını” savunur.
(Erden savına uygun olarak aklıma gelen ilk markalama örneği “L’Oréal, Ben buna değerim”)
Belki ikisi de doğru veya ikisi de yanlış… İşin aslı burda doğru ya da yanlışı aramıyorum. Amacım yalnızca iki farklı düşünceyi buluşturarak yorumu okuyuculara bırakmak…
Sosyal Ağlar