AdSchool’a Öğrenci Bakışı

logo_adschool_comp

Belki duymuş olanlarınız vardır. AdSchoolİstanbul, 2006 güz döneminde faaliyete geçen Reklamcılık Vakfı (RV) ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin (İBÜ) birlikte projelendirip yürüttüğü “Reklam Tasarımı” ve “Pazarlama İletişimi” isimli iki bölümü bulunan bir yüksek lisans programı.

Duyumlarıma göre RV’nin sektöre kalifiye iş gücü yetiştirme ve İBÜ’nün başarılı akademisyenler yetiştirme gayesinin diyalektiği buranın temelini oluşturuyormuş.

Öğretim görevlisi kadrosunda Vural Çakır, Levent Erden, Fatoş Karahasan, Metehan Sekban ve Haluk Mesci gibi çoğu sektörde aktif olmak üzere bir çok üstadın yer almasının dışında derslere katılan konuk konuşmacılar da oldukça önemli isimler. Ayrıca AdSchool kadrosu dışında yer alan fakat İBÜ’nün diğer yüksek lisans programlarında ders veren Yüce Zerey ve Uğur Özmen gibi aklıma gelmeyen daha bir çok isimden de seçmeli ders alabiliyorsunuz.

Her ne kadar güzel amaçlarla yola çıkılmışsa da nedendir bilinmez, uygulama aynı oranda başarılı olmamış. Ben tecrübe ettim oradan biliyorum.

İBÜ’nün vakıf üniversitesi olmasından ötürü programın peşin 16.621 TL gibi yüksek sayılabilecek bir harcı var. Sanıyorum bu sebeple olsa gerek, pek fazla başvuru olmuyor çünkü neredeyse başvuru yapan herkesin kabul edildiği algısını yarattı bende.

Bırakın öğrencilerin pazarlama veya reklamcılık  tecrübesi olmasını, birçoklarının iletişim sektörünün herhangi bir alanıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Peki ama bunun sakıncası ne?

Siz birkaç seviye üstte beklentilerle ve hatta kalıpları kırmak için orada bulunurken bazılarının henüz alfabeyi çözmeye çalıştıklarını görmek konsantrasyonunuzu yitirmenize sebep olmakla kalmıyor, yöneltilen giriş seviyesindeki sorular kıymetli zamanınızın boşa gitmesine ve çoğu zaman öğretim görevlisinin dersi önlisans seviyesinde işlemesine de sebep oluyor.

Bazen öğretim görevlilerinin iletişimsizliği ve programın iyi yönetilemiyor olması da aynı şekilde zaman kaybına sebep olabiliyor. Her yeni gelen öğretim görevlisi neredeyse “Dünya henüz bir gaz bulutuyken…” diye derse en başından başlıyor veya söz gelimi sırf araştırmaya özel zorunlu iki ders aldığınızı bilmediklerinden “Araştırmaya da değinelim.” iyi niyetiyle hazırlanıp gelebiliyorlar.

Bu tekrarlar iyi olmuyor mu? Tabii ki oluyor ama sizin için değil (!) Eğer programa güz döneminde başlayanlardansanız, siz ikinci, üçüncü baskılara şahit olurken bahar döneminde kayıt olan arkadaşlarınız bunları ilk kez görüyor olmanın heyecanını yaşıyor olabiliyorlar. Yok eğer bahar döneminde kayıt olduysanız bu daha da kötü! Bu kez anlatılanların büyük çoğunluğu size yabancı olabilir.

Neticede bunlar dersleri geç saatte gerçekleştirilen; insanların işinden, uykusundan ve/veya ailesinden çalarak yarattığı zamanda geldiği eğitimler. Bu sebeple, belirttiğim sorunlar zamanınızı ve paranızı boşa harcadığınız hissiyatını veriyor ve bir hayli can sıkmakla birlikte motivasyonunuzu da sıfırlıyor.

Tam da bu yazı taslak haldeyken AdSchool Program Direktör Yardımcısı, RV’den Fisun Bargu Soner, ders öncesi bizleri ziyarete geldi. Yani programın bitmesine 20 günden az varken!

Bizden sonra gelecek arkadaşlar da aynı sorunları yaşamasınlar diye kendisiyle sorunlarımızı paylaştık. Burda yazanların dışında arkadaşlarımın ekledikleri de oldu fakat konuşmanın bir yerinde “Neden bu güne kadar gelip bize bir şey söylemediniz öyleyse, biz nerden bilelim” diye Fisun Hanım bizi suçlayacak oldu şaşkınlığımı gizleyemedim. Kendisine sordum, sizlere de soruyorum: “Burası bir pazarlama sınıfı, bizler hizmet alanız ve siz de verensiniz. Karşılığını da alıyorsunuz. (Yanlış anlaşılmasın. Devlet okullarında da karşılığı ödenir. Sorun paranın direkt olarak benim cebimden çıkması değil.) Bu bağlamda duruma bakıldığında sorarım size müşterinin sorunlarını belirtmek gibi bir yükümlülüğü veya ürünün gelişimine katkı sağlamak gibi bir misyonu var mıdır yoksa ürün veya hizmeti sunanın yükümlülüğü müdür kaliteyi tahsis etmek?”

Kendisinden kısa ve öz bir cevap (!) aldım:  “Ben öyle düşünmüyorum.”

Beni okuyan bir pazarlama profesyoneli varsa lütfen görüşünü belirtsin!

Neyse son sözüm şudur: Kendime hiçbir şey katamadım demek haksızlık olur. Eğer azla tatmin olanlardansanız, her şeye rağmen Santralİstanbul’un güzel bir kampüs olduğunu söyleyebilirim fakat aklınızda bulunsun içeri girmek için İBÜ’lü olmanız gerekmiyor…

5 thoughts on “AdSchool’a Öğrenci Bakışı

  1. Vakıf üniversitelerin halen öğrencileri müşteri gibi görmesi başlı başına bir sorun.O yüzden Bilgi üniversitesi en azından sahip olduğu hocalar ile de paranın bir nebzede olsa karşılığını veriyor.en azından son 20 günde olsa size gelip sorular sorabiliyorlar… Diğer vakıf üniversiteleri ne halde bilirmisin denizcim 🙂

  2. Önce şunu söylemek isterim. Özel üniversite olmasa da ders işleme yöntemine itiraz edebilmelisin. Özellikle mezuniyet sonrası eğitimde… ODTÜ’de öğrenciyken (yani bir devlet okulunda okurken) bile itiraz ettik. Arkadaşlar ile birlikte gerekçelerimizi anlattık. Okulun ders programı değişti. Hatta hoca değiştirildi.

    Yani özel okul / devlet okulu veya müşteri / öğrenci olgusuna kapılmamalısınız. Haklı gerekçelerle ortaya koyulduğu takdirde, sizi dinlerler.

    Bence de son 20 güne kadar beklememeliydin. Hem sana, hem de senin gibi iddialı arkadaşlara yazık.

  3. Yukarıda bahsi geçen görüşmenin ardından program direktörü Ayşegül Molu ile özel bir toplantı düzenlendi. Cevap hakkından ötürü kendisinin ilettiği yazılı bilgiyi sizlerle paylaşıyorum: “Adschool tüm öğrenci profili: 3+ yıl iş deneyimi %40, 1-3 yıl iş deneyimi %40, çalışmayanlar %14, yeni mezunlar %16. Başvurduğunuz dönemde başvuranların sadece yarısı programa kabul edildi yani kabul oranı 1/2.”
    Gösterdiği ilgiden ötürü kendisine teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazmaya Ne Dersiniz?